Elimde olsa tüm çocukları ülkeme götürürüm





















Uluslararası Mülteci Hakları Derneği’nin İHH ile ortaklaşa gerçekleştirdiği Suriye’de Sınırsız Şenlik sona erdi. Fırat Kalkanı bölgesinde bulunan Azez, Bab-us Selam, Mare ve El Bab’da 10 gün boyunca yaklaşık 10 bin çocukla buluşulan etkinliğin son günlerinde ünlü graffiti sanatçıları bombalar altında harabeye dönmüş binaları tasarımlarıyla renklendirdi. Harabeye dönmüş duvarlara renk katan MET mahlaslı graffiti sanatçısı Muhammed Emin Türkmen, “Elimde sihirli değneğim olsa çocukların hepsini ülkeme götürürdüm” dedi.


KARANLIK HATIRALARI UNUTSUNLAR DİYE...

Suriye’nin Fırat Kalkanı Operasyonu bölgeleri arasında yer alan Azez, Mera, Bab-us Selam ve El Bab’da ilk kez gerçekleştirilen Sınırsız Şenlik, sona erdi. Uluslararası Mülteci Hakları Derneği (UMHD) ve İHH, yaklaşık 7 yıldır devam eden iç savaş nedeniyle savaş haricinde hiçbir şeye tanık olmayan çocuklara, karanlık hatıralarını bir gün de olsa unutturdu. Savaş nedeniyle kamplarda yaşayan binlerce çocukla buluşmak ve bir günlüğüne de olsa yaşadıkları acı hatıraları unutturmak isteyen UMHD ve İHH, 10 gün boyunca yaklaşık 10 bin çocukla buluştu. Oyuncu ve sunucu Hüseyin Goncagül’ün tiyatro ekibi 10 gün süren etkinlikte sahnede jonklör, cambaz ve konserleriyle şenliğe katılan çocuklara unutamayacakları anlar yaşattı. Şenliğin son günü Bab-us Selam Kampı'nda kalan yetim çocuklarla buluşan gönüllüler, savaşın çocuklarıyla vedalaşırken gözyaşlarına hakim olamadı. 

 

ÜNLÜ İSİMLER DESTEK VERDİ

Başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen 35 UMHD gönüllüsü çocuklarla ip atladı, futbol oynadı. Deney atölyelerinde tavana fışkıran köpüklere, sihirli oyunlarla çıkan alevlere şaşıran çocuklar su savaşıyla doyasıya eğlendi. Etkinlik sonrasında içerisinde boyama kitabı, boya kalemleri, elma şekeri, gofret, balon ve jelibon gibi çeşitli hediyelerin bulunduğu kiti dağıtıldı. Program süresince sanatçı Metin Şentürk, İkbal Gürpınar, milli rallici Burcu Çetinkaya, yönetmen Tülay Gökçimen, gazeteci yazar Merve Şebnem Oruç, İHH Başkan Yardımcısı Hüseyin Oruç gibi isimler etkinlik alanına gelerek, çocuklarla eğlendi.  

 

SANATINIZ KADAR RENKLİ DEĞİL…

Etkinliğin son iki gününde ünlü graffiti sanatçıları Suriye’ye gelerek çalışma yaptı. Mr. Hure, Reach, Met ve Rulez mahlaslı sanatçılar Azez’de yer alan Burakata Köyü’nde DEAŞ tarafından bombalanarak harabeye çevrilmiş duvarları renklendirdi. Graffiti sanatçıları tasarımlarını anlattı. Reach mahlasını kullanan Emrullah Örüklü, “Ben buradaki bir çocuğun bir portresini çizmek istedim. Buraya ait olan birinin izini bırakmak istedim. Altında da küçük bir not var ‘Sanatınız kadar renkli değil’. Burada sanat camiasına bir mesaj yollamak istedim. Buradaki acıları paylaşıp, siyah-beyaz bir porte yaptım. Onların sandığı kadar renkli değil burası. Çocuklara da prey boya verdik onlar da duvarlara boyama yaptılar. Biz buraya bir sanatsal tepki vermek için geldik. Sanatçılara burada gerçek bir dram yaşandığını anlatmak ve duyarlılık oluşturmak istedik. Türkiye’de bazı insanlar ‘Suriyeliler geri dönsün’ diyor. Ama onlar buraya gelmedikleri, bu ortamı görmedikleri için bunu söylüyor. Burada yaşamak çok zor. Umarım insanların daha duyarlı olmalarını sağlayabiliriz” diye anlattı.

 

SİHİRLİ DEĞNEĞİM OLSA HEPSİNİ ÜLKEME GÖTÜRÜRÜM

MET mahlaslı Muhammed Emin Türkmen, “Savaşta ilk akla gelen çocuklardır. Çünkü çocukların bir dahili yoktur. Ne bir maddi, ne bir maddi, ne de inanç anlamında savunduğu bir değer yok. Bu nedenle çocukları bir çiçek olarak niteleyip, savaşın tüm taraflarının yanında dünyaya bir gönderme yapmak istedim. Çiçek koparan el figürünün altına ‘Buradaki çiçekleri siz koparıyorsunuz’ yazdım. Burada siz darken herkesin üzerine bir pay almasını istedim. Hiçbir şey yapmadan oturup bu işe seyirci kalanlarla, bu çocukları öldürenler, bu çocukları savunduğunu söyleyenler de hepsi bu işin bir parçası. Artık bu siz kısmına kim ne koyuyorsa onu koysun. Ben ‘siz’ yazarken kendime de bir eleştiri yaptım. Çünkü hepimiz  buna seyirci kaldık. Elimizden çok daha fazlası gelirken hep eksik kaldık. İnsanlar Suriyeli mültecilere karşı aşırı duyarsız ve gitmelerini istiyor ama o insanlar 15 Temmuz’da sadece bir gecede 3 tane jet havada uçtu diye başlarını yatakların altından çıkaramadılar. Günlerce dışarı çıkamadılar. Bu çocuklar her gün bombaların düştüğü yerde yaşam savaşı veriyorlar ve o yerlerinde oturan insanlar onlara laf ediyor. Bu ırkçı insanları bırakın burada yaşamayı, bir günlüğüne bile ziyarete gelemezler. Memleketlerine gitsin dedikleri çocukları biz burada gördük acaba hangi vicdan bu çocukları öyle bir halde bırakmaya razı olur? Elimde sihirli bir güç olsa Suriye’de yaşayan tüm çocukları ülkeme götürürüm” ifadelerini kullandı.

 

ÇOCUKLARIN GÜLÜMSEMELERİ PAHA BİÇİLMEZDİ

Rulez mahlaslı sanatçı Muhammet Kaplan “Suriye’ye gelme amacım kendimi test etmekti. Ben ne durumdayım, buradaki insanlar ne durumda? Biz orada boyama yaptık oradaki insanlar mutlu oluyorlar. Çocuklar bizi taklit ediyor. Bu çok güzel bir şey. Olabildiğince onlarla birlikte boyama yapmaya çalıştık. Çok özel duygulara şahit oldum, çok da üzüldüm. Ama o çocukları gülümserken görmek paha biçilmezdi” dedi.

 

BARIŞ SİMGESİNİ KULLANANLAR HEM ZULÜM VERDİ

Mr. Hure mahlaslı sanatçı İlyas ise, “Bundan önce bir çok sosyal sorumluluk projesinde yer aldım. Genellikle hep çocuklar üzerineydi. Bu benim için yeni ve değişik bir tecrübeydi. Suriye’yi hep televizyondan gördüklerimizle ve komşularımızın anlatışıyla biliyorduk. Sonrasında bir fırsat oldu. Uluslararası Mülteci Hakları Derneği ve İHH bize böyle bir fırsat verdi. Çok iyi oldu bizim için. Dünyada barış simgesini kullanan ülkelerin aslında dünyaya en büyük zulümleri veren insanlar olduğunu düşünüyorum. Hep barış adı altında barış simgesini kullanan ülkelerin çocuklara zulüm götüren kişiler olduğunu düşünüyorum. Yaptığım çalışma renkli bir dünya, onun üstüne zeytindalı ve bu dalın üstünden kanlar akıyor. Burada o düşündüğüm şeyi anlatmaya çalıştım. ‘Dünyaya barışı biz getiriyoruz’ diyenler, el altından bir şekilde hep kanlı bir savaş götürüyor. Bu mesajı savaşta delik teşik olmuş harabe bir duvarda vermek istedim. Dünya aslında iki tane. Bir bizim yaşadığımız; arabaların, elektiriğin, suyun her şeyin olduğu, bir de; alt yapının, elektriğin, suyun olmadığı, evlerin dahi olmadığı ve insanların çadırlarda yaşamak zorunda olduğu dünya. Biz toz bulaşmasın diye mermere basmayız ama onlar taşların, çakılların üstünde yalınayak ufacık bedenleriyle yürüyordu. Biz bunları gördükten sonra hem kendimizdeki ön yargıları kırdık, ileriye dönük olarak da şahit olduklarımızı anlatma misyonu edindik” şeklinde konuştu.

Hit: 131

Haberler