Mülteci değiller, peki Suriyelilerin statüsü ne?

140.journos.com’un derleme haberinde Suriyelilerin, Türkiye’de hangi statüde yer aldıkları detaylı bir şekilde anlatıldı. Peki yapılan anlaşmalara göre mülteci sayılmayan Suriyelilerin statüsü ne?

2011 yılında başlayan Suriye iç savaşı, savaş bölgelerinden kaçan Suriyelilerin çeşitli ülkelere göç etmelerine sebep oldu. Bir kısmı, Türkiye’nin sınır illerinde kurulan kamplara yerleştirilen Suriyelilerin önemli bir kısmı ise büyük şehirlere yerleşti. Türkiye’de kayıt altına alınan Suriyeli sığınmacıların sayısı 2 milyon 969 bin 669. Bunların 356 bin 337’si Türkiye’de doğmuş olan ve “vatansız” olarak nitelendirilen Suriyeli çocuklar.

 

NEDEN MÜLTECİ DEĞİLLER

1951 Cenevre konvansiyonu olarak da bilinen “Mültecilerin Hukuki Durumuna İlişkin Sözleşme” mülteciliği şu şekilde tanımlar: “1 Ocak 1951'den önce meydana gelen olaylar sonucunda ve ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle, yararlanmak istemeyen; yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen her şahsa uygulanacaktır.” (1. Madde, A bendi, 2. Fıkra)

Türkiye Cumhuriyeti, 1951 Cenevre konvansiyonunu üç kısıtlama ile imzalamıştı. Bunların ilki, sözleşmenin kendisinde bulunan zaman kısıtlamasıydı. İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası atmosferin bir sonucu olan bu sözleşme, yalnızca 1951 öncesindeki göçmenleri kapsıyordu. 1967’de kabul edilen ek protokol ile sözleşmedeki tarih kısıtlaması kaldırıldı. Türkiye’nin ikinci kısıtlaması; “Sözleşme kapsamındaki mültecilerin haklarının, Türk vatandaşlarına verilen haklardan daha fazla olduğu şeklinde yorumlanamayacağı” idi.

Üçüncü ve en bilinen kısıtlama ise coğrafi kısıtlamadır. Türkiye, Cenevre konvansiyonunu, “yalnızca Avrupa’da meydana gelen olaylar” sonucunda göç eden sığınmacılar için uygulayacağını beyan etmişti. Bu şart, sözleşme maddelerine de uygundu. Benzer kısıtlamalar getiren birçok ülke zamanla bunları kaldırdı. Günümüzde yalnızca Madagaskar, Kongo, Monako ve Türkiye coğrafi kısıtlama uygulamayı sürdürüyor. Türkiye, coğrafi konumu itibariyle bir geçiş ülkesi olması sebebiyle, geniş göçmen kitlelerinin doğurabileceği ekonomik ve siyasi yükten kaçınmaya çalışıyor. Bu nedenle coğrafi kısıtlama kaldırılmadı ve Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılara “mülteci” statüsü tanınmadı.

 

MEVCUT HUKUKİ STATÜ: “GEÇİCİ KORUMA”

Türkiye’de 1994 yılına kadar sığınmacılara ilişkin yasal bir düzenleme yoktu. 1994 yönetmeliği olarak bilinen belge ile Türkiye’ye iltica etmek isteyen yabancıların hukukuna ilişkin bir çerçeve çizildi. Avrupa Birliği müktesebatına uyum süreciyle paralel olarak Türkiye’nin mevzuat boşluğunu doldurma amacıyla resmi belgeler hazırlandı.

2003 ulusal program’da geri göndermeme ilkesinin önemine vurgu yapılarak coğrafi kısıtlamanın kaldırılma koşulu belirtildi: AB ülkelerinin külfet paylaşımı konusunda gerekli sorumluluğu göstermeleri.

2004 yılında, göç ve iltica konusunda AB müktesebatına uyumu hedefleyen i̇ltica ve göç ulusal eylem planı hazırlandı ve 2005 yılında kabul edildi. 2013 yılında ise Türkiye iltica hukukuna ilişkin en önemli yasal düzenleme olan 6458 sayılı “yabancılar ve uluslararası koruma kanunu” kabul edildi. Bu kanunla “geçici koruma” adı altında farklı bir hukuki statü oluşturuldu: “Ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen yabancılara geçici koruma sağlanabilir.”

Bu çerçevede bakanlar kurulu tarafından 2014 yılında geçici koruma yönetmeliği çıkarıldı. Avrupa dışından gelen bireysel iltica başvuruları için de üçüncü bir ülkeye yerleştirilinceye kadar Türkiye’de kabul edilecek olan şartlı mültecilik statüsü getirildi.

 

VATANDAŞLIK TARTIŞMALARI

Suriyelilerin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına alınmasına sürecin başından beri bir tartışma konusu oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan 2 temmuz 2016’da bir Kilis’te katıldığı iftar yemeğinde bu konuda en net çıkışı yaparak “Suriyeli kardeşlerimize vatandaşlık imkanı vereceğiz.” dedi. Cumhurbaşkanının bu açıklamaları ana muhalefet partisince tepkiyle karşılandı. Dönemin CHP Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke Erdoğan’ın bu çıkışını referandum restiyle yanıtlamıştı: “Eğer siz, vatandaşlık konusunu bir siyasi malzeme olarak değil, gerçekten samimiyetle çözmek istiyorsanız, o zaman buyurun vatandaşlık konusunu bir referandumla vatandaşımıza soralım.”

 

Erdoğan Ocak 2017’te Suriyeli ve Iraklı sığınmacıların bir kısmına vatandaşlık verileceği yönündeki beyanını tekrarladı. İçişleri Bakanlığı da vatandaşlık verilmesi hakkında incelenmek üzere sığınmacıların dosyalarını ele aldı. İstanbul Valisi Vasip Şahin, ilk etapta 2 bin ailenin dosyasını Ankara’ya gönderdiğini açıkladı ancak Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak, valinin hemen ardından yaptığı açıklamada “16 Nisan’ı gölgede bırakmak istemiyoruz.” diyerek referandum sonrasını işaret etti.

Hit: 557

Haberler