‘Savaş travmaları’ konusuna hâkim uzmanımız yok!

Uluslarası Mülteci Hakları Derneği Genel Başkanı Avukat Uğur Yıldırım, “Savaş travmaları konusuna hâkim çocuk psikoloğu ve pedagog bulmakta zorlandık” dedi.

Yıldırım, 212 Haber Gazetesi'ne verdiği röportajda “Mülteci çocukların travmalarını atlatabilmeleri için yardımcı olmak istediğimizde savaş travmaları konusuna hâkim çocuk psikoloğu ve pedagog bulmakta zorlandık ve maalesef ki Almanya’dan yardım almak zorunda kaldık.” diye konuştu. 


Röportajın tam metni; 


7. yılına giren Suriye iç savaşı milyonlarca Suriyeliyi vatanlarını terk etmek zorunda bıraktı. Dünyaya yayılan muhacirlerin 3.5 milyonu Türkiye’ye geldi, peki muhacirler Türkiye’de hangi şartlarda ve nasıl yaşıyor, devletten maaş alıyorlar mı, üniversitelere sınavsız girdikleri doğru mu? Göç Bakanlığı olmayan Türkiye’de uyum ve entegrasyon politikası nasıl ilerliyor? Tüm bu konuları Uluslararası Mülteci Hakları Derneği Başkanı Avukat Uğur Yıldırım’la konuştuk.

 

Suriyeli muhacirlerin istihdamlarına yönelik atılan yeni adımlar var mı?

En son, artık her 10 Türkün çalıştığı yerde 1 Suriyeli çalıştırma kuralı getirildi.  Bu, uluslararası geçici korumadan faydalanan muhacirleri kapsayacak. Bu kural sivil toplum kuruluşları ve özellikle Suriyeliler’le çalışan yapılardaki “bu sayı çok yetersiz” yaklaşımından sonra, derneklerden veya Suriyeliler üzerine çalışan yerlerden böyle bir talep olursa bunun da 5’te 1’i, yani; her 5 Türk’ün çalıştığı yerde 1 Suriyeli istihdam etme kararı çıktı. Bu, güzel, ama maalesef yeterli olmayan bir kural.

Sivil toplum kuruluşlarından ve sahadan dinlediğimiz, gördüğümüz şu: Mesela, özellikle Suriyeliler’in kurdukları yeni şirketler var veya diğer başka ülkelerden gelen yatırımcılar var. Onlar da şunu söylüyorlar: “Biz zaten yabancı sermayeyi buraya getiriyoruz. Hem dil sorunu, hem de teknik bazı konular sebebiyle 5 kişi kendi elemanımızı çalıştırabilmemiz için 50 Türk çalıştırmamız gerekiyor, bu durum bizim açımızdan çok anlamlı değil” diyorlar. Bu manada, en azından Türk şirketler için olmasa bile -ki şu an son bir kaç yıldır Türkiye’de açılan şirketlerin %50-60’ı Suriye kökenli. Ve bu girişimciler, en azından bizim açtığımız şirketlerde Suriyeli ya da diğer ülkelerin mültecilerinden çalışan kadrosu oluşturmakla ilgili bir kota olmaması yönünden talepler var.

“Suriyeliler hastaneye gittiğinde Arapça bilen doktor ya da personel bulamıyorlar, dolayısıyla rahatsızlıklarını dile getirmekte zorlanıyorlar. Öte yandan Urfa’daki bir ekmek fırınında Suriyeli iki uzman doktor, un taşıyor. Bunlar, sistemli bir mülteci istihdam politikamızın olmayışından kaynaklanıyor”


Suriyelilerin açtığı şirketlere Türkiye vatandaşı çalıştırma zorunluluğu mu var yani?

Aynen öyle. Çünkü açanlar Suriyeli de olsa sonuçta Türkiye’de açtıkları için Türkiye’nin kanunlarına göre açmış oluyorlar. Ve aynı kurallara tâbi oluyorlar. Örneğin Suriyeli bir yatırımcı İstanbul’da bir lokanta açtığında, onunla beraber ülkesinden gelen aşçı, tatlıcı, fırıncı ve benzeri 5 kişilik bir ekip çalıştırmak istediği zaman buna mukabil 50 kişilik de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı çalıştırmak zorunda. Bu durum çok mantıklı değil. Öte yandan Türkiyeli yatırımcılara bizler, “Her 50 elemanınıza mukabil 1 Suriyeliyi sigortalı bir şekilde çalıştırabiliyorsunuz” dediğimizde, ‘Ben birini çalıştıracaksam neden Suriyeli çalıştırayım ki?’ ya da ‘Suriyeli çalıştıracaksam neden sigorta yapayım ki?’ gibi yaklaşımlar içinde olduğunu gözlemliyoruz.


Suriyeli muhacirlerin yaşam biçimlerine değinecek olursak, kamplarda yaşamaya devam mı ediyorlar?

Türkiye’de yaşayan Suriyeliler ’in sayısı en son açıklanan resmî rakamlara göre 3 milyon 250 bin civarındaydı. Bunun 228 bini kamplarda yaşamaya devam ediyor. Bu da, genel nüfusun %7’sine tekabül ediyor. %92’si bizlerle beraber şehirlerde yaşıyor. Tabii ki bunlara –devletin ve bazı belediyelerin sağladığı sosyal imkânlar dışında- gıda ya da kira yardımı gibi yardımlar yapılmıyor. Uyum ve entegrasyonlarına gelince. Bu kavramların dünyadaki karşılığı: Eğer 18 yaşının altındaysanız okul ve eğitim sürecine dâhil olmanız, eğer yetişkinseniz de çalışma hayatına dâhil olmanızdır. Bu manada eğitimle ilgili çok ciddi sorunlar sürüyor.

 

Eğitim çağında Suriyeli çocuk sayısı en son 960 bin civarındaydı. Bunun 600 bin civarındaki bölümü okullaştırılmış durumda -bu orana geçici eğitim merkezleri de dâhil elbette- Bu, Avrupa standartlarıyla kıyaslandığında muazzam bir başarı, gerçekten takdire şayan. Ama bardağın boş tarafına bakacak olursak da 250 bin civarında hiç okula gidemeyen bir çocuk nüfustan bahsediyoruz.

 

Ne yapıyor o çocuklar, günlük hayatlarını nasıl geçiriyorlar?

2 türlü çalışıyorlar. Birincisi; dışarda bir iş yerinde çalışıp evlerine para getiriyorlar; ya da anne babaları çalışırken onlar evdeki kardeşlerine bakıyor. Akranlarına göre daha düşük ücret alıp daha çok çalışıyorlar. Çünkü başlarını sokacak bir ev arayışlarına girdiklerinde insanların çoğu onlara ya ev kiralamak istemiyor ya da değerinin çok üzerinde kira talep ediyorlar. Böyle olunca da mülteciler, kendilerini daha güvende hissettikleri ve eş, dost, akrabalarının bulunduğu muhitlerde yaşamak istiyorlar. Bu durum, Almanya’daki Türk Mahallesi ya da Amerika’daki Çin Mahallesi gibi gettolaşmalara yol açabiliyor. Bugün Türkiye’de Suriyeli mahalleleri oluşmaya başladı. Örneğin İstanbul Fatih’te, Aksaray ve Yusufpaşa’da ciddi bir Suriyeli nüfusun varlığı göze çarpıyor.

 

Gettolaşma olumsuz bir şey mi?

Bence olumsuz bir durum. Çünkü kültür etkileşimi ve diğer etnik gruplarla bir arada yaşama, uyum şansı gibi etkenler ortadan kalkıyor. Mesela okullaşmalarda da Avrupa’daki gibi uyum sınıflarından sonra normal sınıflara alınmadılar. Suriyeli çocuklar okullara Türkiyeli çocuklardan farklı devrede okula gidiyorlar. Bir taraf sabahçıysa diğeri öğlenci oluyor mesela, ya da tam tersi. Ama aynı zaman diliminde beraber eğitim almıyorlar. Büyükler açısından da durum farklı değil. Suriyelilerin çalışma alanları belli. Bir yerde ucuz ya da kaçak işçi çalıştırılacaksa Suriyeliler aranıyor onun dışında işverenler çok azınlıkta. Örselenen, ötekileştirilen, ayrımcılığa maruz kalan, hak ettiğinin karşılığını alamayan bazı gasplar yaşayan insanlar, zamanla öfkeleri birikince bazı tepkiler verebiliyor. Bunu Avrupa’da gördük. Göç, tek başına kötü değildir, ama kötü yönetildiğinde sıkıntılar yaşayabiliyoruz. Uyum ve entegrasyon anlamında maalesef Türk toplumu açısından –bu 2 taraflıdır- hala tam bir kabulleniş söz konusu değil. Çok fazla yalan ve yanlış bilgi, bazı mihraklar tarafından kimi zaman bilinçli, kimi zaman bilinçsiz bir şekilde pompalanıyor. Bu, onların bizim tarafımızdan kabulünü zorlaştırıyor. Onların da haklarını bilmeyişi, dilimizi konuşamayışları, sosyal haklar ve eğitim hizmetleri konularında haklara tam sahip olamayışları da onların bize uyum ve entegrasyonlarını zorlaştırıyor.

 

Suriyelilere yönelik nefret söylemleri ve ırkçı yaklaşımların sürmesinin altında ne yatıyor olabilir?

Toplum gerçekdışı haberlerle manipüle edildiği sürece bu yaklaşımların biteceğini sanmıyorum. İnsanlarda zaten “yabancı sendromu” diye bir şey vardır. Psikologlar bunu şöyle tarif ediyor: Tanımadığınız insanlarla aynı asansöre bindiğiniz zaman o ortamda olmaktan rahatsızlık duyarsınız. Bu, sizin yürüdüğünüz cadde için de, ülke için de geçerli. Size yabancı gelen şeylerde zaten otomatikman bir çekingenlik oluyor. Bu çekingenliğin üzerine bir de böyle bilgi kirlilikleri geldiği zaman önyargılar oluşmaya başlıyor. “Ben Suriyelileri istemiyorum, ülkelerine dönsünler” vs. diyen vatandaşlarımızla ben, bir dernek başkanı olarak değil de sıradan bir vatandaş gibi konuştuğum zaman çok net bir şekilde şunu diyorlar. “Devletten 2000 lira maaş alıyorlar.” O zaman ben bir duruyor ve “Sigortalı ve tam mesai çalışan Türk vatandaşlarının bile 1.400 lira asgari ücret aldığı bir ülkede, sırf Suriyeli ve mülteci olduğu için devletin 2 bin lira maaş ödediğine gerçekten inanıyor musun?” diye soruyorum. Bu defa da “Bankamatik sırasında beklediklerini gördüm” diyor. Diyorum ki, “evet, UNİCEF 3 çocuğu olan Suriyelilere ayda 80 (seksen) lira bir yardım yapıyor, onu da PTT’ye yatırıyor, senin gördüğün o kuyruk UNICEF’in gönderdiği 80 lirayı çekebilmek için bekleniyor.” Ya da üniversitelere sınavsız gidebildikleri gibi bir şehir efsanesi var. Bu konuyu da araştırdık. Üniversitelere girişlerde zaten yabancı öğrenciler için ayrı bir sınav yapılıyor, o sınavı kazanamayan hiçbir yabancı uyruklu öğrenci üniversitelere giremiyor. Dubai’den, Katar’dan, Bahreyn’den gelen zengin Arap turistleri Suriyeli sanıp “Bizim askerlerimiz onlar için oralarda şehit olurken onlar gelip burada eğleniyorlar” diyen insanlar var. Gerçekten fecaat bir durum söz konusu.

 

Suriyelilere vatandaşlık verilmesi konusu ne durumda?

Cumhurbaşkanımızın “Bu insanlardan yararlanmalıyız” çağrısı üzerine Suriyeli mültecilere yönelik bir vatandaşlık çalışması yapıldı ve 7 bin Suriyeli‘ye Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı verildi. Bunlar, tıp veya benzeri alanlarda üniversite bitirmiş, akademisyenlik yapabilecek düzeyde eğitim almış, Türkiye’ye katkı sağlayacağı düşünülen insanlar. Fakat bu konuda da iyi bir sistem oturtulmalı. Vatandaşlık hakkı, kariyer özelliklerini bakılmaksızın –gerekli şartları yerine getiren- tüm mültecileri kapsamalı.

 

Muhacir çocukların psikolojileri nasıl?

Türkiye’deki mülteci nüfusun %75’i kadın ve çocuklardan oluşuyor. Çok şiddetli bir savaşın ortasında kalmış. Evleri başlarına yıkılmış. Gözleri önünde insanlar öldürülmüş. Belki de kendi anne baba ve kardeşlerini kaybetmiş çocuklardan söz ediyoruz. Her biri savaş depresyonu yaşıyorlar ve bu insanların dönecekleri bir memleketleri, evleri kalmamış. Bizim çocuklarımız için havai fişekler mesela izlenmek istenen ve güzel bir gösteridir, Suriyeli çocuklar ise o patlamayı tepelerine yağan bombalarla özdeşleştirdikleri için masa altlarına kaçıyorlar. Uçak fobileri de mevcut. Çeşitli vesilelerle bir araya geldiğimiz çocuklara çizdirdiğimiz resimlerde sürekli savaş sahneleri, kan ve gözyaşı var. Hayata ve renklere dair şeyler yok denecek kadar az. Onlara, bu travmalarını atlatabilmeleri için yardımcı olmak istediğimizde ise savaş travmaları konusuna hâkim çocuk psikoloğu ve pedagog bulmakta zorlandık ve maalesef ki Almanya’dan yardım almak zorunda kaldık. Dünyanın en çok mülteci nüfusuna sahip olan ülkeyiz ama ne yazık ki mülteciliğin psikolojik, sosyolojik, hukuki ve dinî boyutları konusunda çok eksiklerimiz var. Bunları çözüp rehabilitasyonu başaramazsak ilerde sosyal patlamaların yaşanmaması için bir sebep yok. 

Hit: 76

Haberler