Prof.Dr.SİBEL ÖZEL - GERİ GÖNDERME ANLAŞMASININ DEĞERLENDİRMESİ

GERİ KABUL ANLAŞMASI KARŞILIĞINDA TÜRK VATANDAŞLARININ AB ÜYESİ ÜLKELERE VİZESİZ SEYAHAT EDECEĞİ İDDİASININ AÇIKLAMALI YOL HARİTASI

HÜKÜMLERİ ÇERÇEVESİNDE ELE ALINMASI

Prof. Dr. Sibel ÖZEL[1]

Genel Olarak

1957 tarihli Kişilerin Avrupa Konseyi’ne Üye Ülkeler Arasında Dolaşımını Düzenleyen Kurallara Dair Avrupa Sözleşmesi[2] âkit taraf vatandaşlarının ikamet ettiği ülkeye bakılmaksızın ekte belirtilen belgelerden biriyle âkit devlet topraklarına üç ayı geçmemek üzere serbestçe girebileceğini ve çıkabileceğini öngörmüştür (m. 1). Ancak Sözleşmenin 7. Maddesi âkit taraflardan her birine kamu düzeni, sağlığı veya güvenliği nedeniyle Sözleşmeyi derhal yürürlüğe koymama veya Sözleşmeyi diğer âkit taraf için geçici olarak yürürlükten kaldırma hakkı vermektedir.

5 Ekim 1980 tarihinde Almanya çok sayıda kaçak Türk işçisinin Almanya’ya gelmesi ve ekonomik nedenlerle sığınma talebinde bulunmasını gerekçe göstererek Sözleşmenin 7. Maddesine göre vize muafiyetini kaldırdığını Türkiye’ye bildirmiş; diğer Avrupa ülkeleri de aynı gerekçe ile Türkiye’ye vize uygulamaya başlamıştır[3]. Türkiye Sözleşmenin 7. Maddesine dayanılarak kaldırılan vize muafiyeti ile ilgili olarak Avrupa Konseyine başvurmuştur. Avrupa Konseyi Asamblesi 30 Eylül 1980 tarihli toplantısında aldığı tavsiye kararı ile vize uygulaması ile ilgili devletlerin buna son vermesini ve diğer ülkelerin de aynı yönde bir uygulamadan kaçınmalarını istemiştir[4]. Ancak bu tavsiye kararına uyulmamış ve siyasi iltica talepleri[5] ile kaçak Türk işçilerinin çalışmasındaki artışın kamu düzenini bozduğu öne sürülmüştür6.

Avrupa Birliği de aday ülke durumunda olmasına rağmen Türkiye’ye aynı gerekçelerle vize serbestisi imkânı tanımamış ve 2016 yılı itibariyle 35 yıldır turistik amaçla bir AB üyesi ülkeye gitmek isteyen Türk vatandaşlarının seyahat özgürlüğünü kısıtlamaya devam etmiştir. Bu konudaki bütün müzakereler Türkiye’nin AB ile Geri Kabul Anlaşması yapmasının şart koşulması nedeniyle sonuçsuz kalmıştır.

Nihayet “Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği Arasında İzinsiz İkamet Eden Kişilerin Geri Kabulüne İlişkin Anlaşma” Ankara’da 16 Aralık 2013 tarihinde imzalanmış ve TBMM tarafından 25 Haziran 2014’de onaylanmıştır7. Söz konusu anlaşma AB tarafından 4 Mart 2003’de önerilmiş; 2005-2006 yıllarında 4 tur müzakere edilmiş ve toplamda 7 tur müzakerenin ardından 21 Haziran 2012’de paraflanmıştır. 10 yıllık süreç sonrası kabul edilen anlaşma8 vize muafiyet için yapılan görüşmelerde AB tarafından ön koşul olarak ortaya konmuştur.

Geri Kabul Anlaşması (GKA) yasadışı yollarla AB üyesi ülkelere giden veya bu ülkelerde bulunmaları artık yasadışı sayılan Türk vatandaşları veya Türkiye üzerinden geçiş yapan vatansız veya üçüncü ülke vatandaşlarının Türkiye’ye geri alınmasını; aynı şekilde yasadışı yollarla AB üyesi ülkelerden Türkiye’ye gelen veya Türkiye’de bulunması artık yasadışı sayılan AB üyesi ülke vatandaşları ile vatansız veya 3. Ülke vatandaşlarının AB üyesi ülkelere iade edilmesini düzenlemektedir.

Diğer aday ülkeler de GKA imzalamış ancak üyelik müzakereleri başladığında vizesiz seyahat imkânından yararlanmışlardır9. Ancak Türk vatandaşlarının AB üyesi ülkelere seyahat etmesi AB tarafından hâlâ bir tehdit olarak algılandığı için tam üyelik müzakerelerinin başladığı 2005 yılından beri bu konuda bir gelişme olmamıştır.

sı ile siyasi iltica taleplerinin önlenmesinin mümkün olmadığını; zira “non-refoulement” prensibi gereğince bir siyasi mültecinin vize almamış olduğu gerekçesiyle sınırda çevrilmesinin 1951 Cenevre Sözleşmesine aykırı olacağını vurgulamıştır. Bkz. “Vizeye Karşı Bir Alman Profesörünün Tepkisi” İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi, 1(3) 14-15 Mayıs 1981.

6         ÖZKAN, s. 428.

7         RG.28.06.2014-29044. Bu Anlaşma ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. AB-Türkiye Geri Kabul Anlaşması ve Vize Serbestisi (14 Mayıs 2014 Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi) İstanbul Barosu Yayınları, 2014/14, s. 7 vd. Anlaşmanın İngilizce metni için bkz. OfficialJournal of theEuropeanUnion  7.05.2014 L 134/1.

8         Bkz. İçişleri Komisyonu Raporu, Esas no: 1/876 Karar no. 15, 4.02.2014,  s. 14.

9         Batı Balkan ülkeleri vatandaşları Kosova hariç 2-2,5 yıl içinde AB’ye vizesiz seyahat hakkı elde etmişlerdir. Melih Özsöz, dn. 6’da zikredilen eser, s. 28. Batı Balkan ülkeleri vize serbestisi yol haritasında 42 kriter yer alırken, Türkiye için 80 ayrı kriter aranmaktadır. Id. s. 35.

GKA Türk kamuoyuna aslında bu anlaşma ile ilgisi olmayan vize serbestisi müjdesi olarak sunulmuştur[6]. 2016 Ekim ayında vizesiz Avrupa’ya gidilebileceği ileri sürülmüştür[7]. GKA’nın imzalandığı 16 Aralık 2013 tarihinde aynı zamanda AB ile Türkiye arasında Vize Serbestisi Diyaloğunun ilk toplantısı da gerçekleştirilmiştir. Komisyon vize serbestisi rejimine ilişkin Yol Haritasını sunmuştur. Bu Yol Haritasında Konsey ve Parlamentoya Türk vatandaşları için Schengen vizesi alma zorunluluğunun kaldırılmasının teklif edilebilmesi için aranacak kriterler yer almaktadır. Türk tarafı bu yol haritasında yer alan bazı şartlar için çekinceler öne sürmüş ve böylelikle vize serbestisi diyaloğunun “Açıklamalı Yol Haritası” temel alınarak yürütülmesi konusunda uzlaşmışlardır[8].

Bu itibarla Avrupa’ya en azından Schengen vizesi kapsamında olan ülkelere vizesiz seyahat edebilmek için Türkiye’nin yerine getirmesi gereken kriterleri Açıklamalı Yol Haritası bünyesinde ele almak gerekmektedir.

Söz konusu Yol Haritasında vizesiz seyahat için güvenli bir çevre yaratmak amacıyla Türkiye’nin hukuki, idari reformlar yapması talep edilmektedir. Bu taleplerden en önemlisi GKA’nın onaylanmasıdır. Türkiye bu şartı yerine getirmiştir. Bundan sonra anlaşmanın tam ve etkin uygulanması temin edilecektir[9].

Aşağıda Yol Haritasında Türkiye’den talep edilen hususların bazıları ele alınmıştır:

AÇIKLAMALI YOL HARİTASINA GÖRE TÜRKİYE’DEN TALEP EDİLEN BAZI REFORMLAR vE TÜRKİYE’NİN ÇEKİNCELERİ

Türkiye’nin yerine getirmesi gereken reformlar Yol Haritasında dört bölüm olarak belirlenmiştir. Bunlar belge güvenliği, göç ve sınır yönetimi, kamu düzeni ve güvenliği, temel haklardır.

1.     Belge güvenliği

Türkiye Uluslararası Sivil Havacılık Organizasyonunun (ICAO) standartlarına uygun makine tarafından okunabilen biyometrik seyahat belgelerini düzenlemeye devam etmeli; ICAO’nun tavsiye ettiği uygulamaları takip etmeli; ICAO standartlarına uymayan pasaportları kaldırmalı: özellikle 2252 /2004 Konsey Tüzüğü ile uyumlu AB standartlarına uygun fotoğraf ve parmak izi dahil olmak üzere biyometrik veri içeren uluslararası pasaportları aşamalı bir şekilde kullanıma sunmalıdır.

Türkiye ile Vize Serbestisine ilişkin Yol Haritası 1. Değerlendirme Raporunda[10]kriterin bir bölümünün karşılandığı ancak sağlanan ilerlemenin ümit verici olduğu belirtilmiştir[11].

2.     Göç yönetimi

2.1. Sınır yönetimi

Türkiye özellikle AB üye ülkeleriyle olan sınırları başta olmak üzere bütün sınırlarında yasadışı giriş-çıkışları engellemek için yeterli sınır kontrolü ve gözetimi yapacaktır.

Açıklamalı Yol Haritasında Türkiye “bütün sınırlarında” teriminin AB üyesi ülkelerle sınırları da kapsadığını ancak Türkiye ile Yunanistan arasında deniz sınırlarının henüz tam olarak belirlenmediğini dolayısıyla Komisyonun değerlendirmesinde bu hususu dikkate almasının ümit edildiğini vurgulamıştır.

Türkiye sınır yönetiminde görevli sınır muhafızları, gümrük memurları ve diğer yetkililere yönelik eğitim programları ve yolsuzlukla mücadeleye ilişkin etik kuralları kabul etmelidir.

Komisyon kriterin bir bölümünün karşılandığını düşünmekle birlikte Türkiye’nin sınır yönetimi ile ilgilenen birimlerinin farklı durumlarda nasıl davranmalarına ilişkin genel etik kodun farklı versiyonlarının oluşturulmasını, söz konusu versiyonların bilinirliğinin artmasına yönelik eğitim modellerinin getirilmesini ve kontrol mekanizmalarının kurulmasını tavsiye etmiştir16.

Yol Haritasında Türkiye’nin sınır yönetimini uluslararası mülteci hukukuna uygun olarak, non-refoulement (geri gönderme yasağı) prensibine saygılı biçimde yerine getirmesi talep edilmektedir. Türkiye bu talebe karşılık uluslararası mülteci hukukunun bu bağlamla alâkasız olduğunu, Türkiye’nin yeni Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile uluslararası koruma ihtiyacı olan kişilere karşı zaten non-refoulement prensibine saygı gösterdiğini belirtmiştir.

2.2. vize politikası

Türkiye konsolosluk ve sınır personeli için belge güvenliği eğitimini ve Türk Vize Bilgi Sisteminin geliştirilmesi ve kullanılmasını sağlamalıdır. Avrupa Birliği Türkiye’nin AB için yüksek göç ve güvenlik riski oluşturan ve AB üyesi olmayan ülkelerin vatandaşlarına sınırda vize vermesi uygulamasından vazgeçmesini talep etmektedir.

Açıklamalı Yol Haritasında sınırda vize uygulama sayısında azaltılmaya gidildiği vurgulanmıştır.

Avrupa Birliği Türk topraklarına girişte bütün AB üyesi ülke vatandaşlarına ayrım gözetmeksizin vize serbestisi getirmesini talep etmektedir. Yol Haritasına konan bu şartla önce Türkiye’nin bütün AB üye ülke vatandaşlarına ayrım yapmaksızın vize şartını kaldırması istenmektedir. Türkiye bu şarta çekince koymuş ve AB ülkelerinde (Schengen dışı ülkeler de dahil olmak üzere) sadece Türk vatandaşlarına vizesiz seyahat hakkı tanıyan üye ülke vatandaşları için mevcut vize şartının kaldırılacağı belirtilmiştir. Ancak bu çekincenin Komisyonun 1. Raporunda dikkate alınmadığı görülmektedir. Komisyon AB üyesi ülkelerden sadece 19 ülke vatandaşının Türkiye’ye vizesiz giriş yapabildiğini; Kıbrıs Cumhuriyetinden yapılan müracaatlara da de facto ayrımcılık yapıldığını, e-vize sistemine başvuru halinde Kıbrıs Cumhuriyeti yerine “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi” ifadesi yer aldığını belirttikten sonra bu kriterin tam olarak karşılanması için bu ayrımcı muameleye son verilmesini tavsiye etmektedir[12].

2.3. Uluslararası koruma

Türkiye’nin AB müktesebatına uyum açısından 1951 tarihli Mültecilerle ilgili Cenevre Sözleşmesine koyduğu coğrafi çekinceyi kaldırması talep edilmektedir.

Türkiye söz konusu Birleşmiş Milletler Sözleşmesini 1961’de onaylamış[13] ve coğrafi bir çekince koyarak sadece Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle ırkı, dinî, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti ve siyasal düşüncesinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korkan sığınmacıları Sözleşme kapsamında mülteci kabul etmektedir. Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar yüzünden aynı nedenlerle Türkiye’ye sığınanlar ise şartlı mülteci olarak adlandırılmakta ve 1951 Cenevre Sözleşmesine göre değil, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununa[14] göre korunma imkânına kavuşmaktadır.

Türkiye Yol Haritasında Cenevre Sözleşmesine koyduğu coğrafi çekinceyi AB’ye tam üyelik halinde kaldırılmayı düşüneceğini belirtmiştir.

Komisyon raporunda Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu çerçevesinde Avrupa dışındaki olaylar nedeniyle Türkiye’ye sığınanlar için uygulanan “şartlı mülteci” statüsünün Sözleşmeyle tanınan statüden daha az yararlanıcı haklara sahip olsa da aradaki farkın büyük olmadığını ancak Türkiye’deki sığınmacıların karşılaştıkları temel sorunların kanunda ele alınmadığını; ikincil mevzuat hükümlerine bakılması gerektiğini belirtmiştir[15]. Komisyona göre koşullu mülteciler ve coğrafi kısıtlama altında olan mülteciler arasındaki eşitsizliklerin giderilmesi, her iki gruba da çalışma izni, sosyal yardım ve entegre olma şansının verilmesi gerekmektedir[16].

Türkiye, Yol Haritasında Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun sığınmacılarla ilgili yeterli uluslararası koruma sağladığını öne sürmesine rağmen, AB bunu yeterli görmemekte ve 1951 Cenevre Sözleşmesi hükümlerinin coğrafi sınırlandırma olmaksızın her yerden gelen sığınmacılar için uygulanmasını öngörmektedir. Dolayısıyla Avrupa’ya vizesiz seyahat şartlarından biri Türkiye’ye gelen sığınmacılara çalışma izni ve sosyal yardım verilmesi ve Türkiye’ye entegrasyonu için çalışmalar yapılmasıdır. Sığınmacıların AB üyesi ülkeler yerine Türkiye’de uluslararası korumadan yararlanması ve burada kalması hedeflenmektedir.

2.4. Yasadışı göç

Türkiye, AB ve Avrupa Konseyi standartlarına göre yabancıların ve ailelerinin giriş çıkış, kısa ve uzun dönem konaklamaları ile ilgili ve ayrıca Türkiye’ye yasadışı giren veya kalan yabancıların hakları, kabulü ve iadesi ile ilgili hukuki düzenlemeleri yapmalı ve uygulamalıdır.

Bu şart Türkiye’nin üçüncü ülkelerle geri kabul anlaşmaları yapmasını gerektirmektedir. Komisyon raporunda AB için önemli ölçüde yasadışı göç potansiyeli taşıyan ülkelerle Türk yetkili makamlarının geri kabul anlaşması yapma çabası sonuç vermemiştir. Türkiye’nin komşu ülkelerle yaptığı geri kabul hükmü taşıyan anlaşmalar da verimli bir şekilde uygulanmamaktadır[17].

3. Kamu düzeni ve güvenliği

Bu bölümde Türkiye’den organize suçla mücadele kapsamında Ulusal Strateji ve Eylem Planı dahilindeki yükümlülüklerini yerine getirmesi ve söz konusu Planın uygulanmasına yönelik yeterli insan ve finansman kaynağının temin edilmesi istenmektedir[18].

Türkiye doğrudan geri kabul anlaşması ve vize serbestisi ile ilgili Avrupa Konseyi sözleşmelerini imza ve onaylama taahhüdünde bulunmuştur. Komisyon GRECO tavsiyelerine uyulmasını istemektedir[19].

GRECO tavsiyeleri[20] yolsuzlukla mücadelede esas alınacak kriterleri belirlemektedir. GRECO ( theGroup of StatesagainstCorruption)26 Avrupa Konseyi tarafından 1999 yılında Devletlerin, organizasyonun yolsuzlukla mücadele standartlarına uyup uymadığını denetlemek amacıyla kurulmuştur. GRECO’ya üyelik Avrupa Konseyi üyeleriyle sınırlı değildir. Halihazırda 49 üyesi (48 Avrupa ülkesi ve ABD) bulunmaktadır[21].

Avrupa Konseyi yolsuzluğu antik çağlardan beri sinsice yayılan toplumsal kötülüklerden biri olarak nitelemekte ve öncelikli mesele olarak ele almaktadır. 19. Yüzyılın sonundan beri yolsuzluk, sürdürülebilir toplumsal ve ekonomik ilişkilerin gelişmesinde ve korunmasında gerekli olan güven ve inancı sarsan, özel alana en büyük tehditlerden biri olarak görülmektedir. Her yıl yüz milyarlarca Avro rüşvet olarak ödenmektedir. Bu itibarla Avrupa Konseyi temel değerlere (çoğulcu demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü) tehdit oluşturduğu için yolsuzlukla mücadelede öncülük etmektedir. Bu bağlamda Yolsuzlukla ilgili Ceza Hukuku Sözleşmesi[22] ve Yolsuzlukla ilgili Özel Hukuk Sözleşmesi[23] kabul edilmiştir.

Ceza Hukuku Sözleşmesinde vurgulandığı üzere yolsuzluk, hukuk devleti, demokrasi ve insan haklarını tehdit etmekte, güvenilir yönetim, hakkaniyet ve toplumsal adalete zarar vermekte, rekabeti bozmakta, ekonomik kalkınmayı engellemekte ve toplumun ahlaki temellerinin ve demokratik kurumların sağlamlığını tehlikeye sokmaktadır30.

AB Komisyonunun Türkiye için şart koştuğu GRECO tavsiyeleri her şeyden önce “yolsuzluk”[24] kavramında yeknesak bir algıyı gerekli kılmaktadır. Yolsuzlukta devletin zarara uğramadığı ve devlet kasasından bir para çıkmadığı iddiası toplumu yanıltmak ve kavramı anlamsızlaştırmaktan öteye gitmemektedir. Bir kez daha yinelemek gerekirse yolsuzluk Avrupa Birliğinde insan haklarına, hukuk devleti ilkesine bir tehdit olarak algılanmaktadır. Yolsuzluk toplumun ahlaki temellerini, adaleti, rekabeti bozmakta ve ekonomik kalkınmayı engellemektedir. Dolayısıyla kavramın ne anlama geldiği önce doğru anlaşılmalı ve ona göre gereği yapılmalıdır. Yolsuzlukla mücadele yolsuzluğun ne olduğu anlaşılmadan, neleri kapsadığı bilinmeden yapılamaz.

Türk Dil Kurumu Sözlüğünde çok kısa biçimde bir görevi ve yetkiyi kötüye kullanma olarak açıklanan “yolsuzluk” kavramı Yolsuzlukla ilgili Özel Hukuk Sözleşmesi32 m. 2’de Sözleşme kapsamında şöyle tanımlanmıştır: Yolsuzluk doğrudan ya da dolaylı olarak rüşvet veya diğer usulsüz (yasadışı) kazanç veya kazanç beklentisi talep etmek, teklif etmek, vermek veya kabul etmek anlamına gelmektedir. Bu teklif veya talep, alıcının davranışını veya görevini doğru ve kurallara uygun biçimde yerine getirmesine engel olmaktadır.

Dolayısıyla Avrupa Konseyi açısından yolsuzluk özel veya kamu sektöründe sorumluluk verilen kişilerle olan ilişkilerde onların devlet memuru, özel çalışan, bağımsız temsilci veya benzer bir ilişkiden kaynaklanan statüsüyle ilgili görevlerine aykırılık teşkil eden ve kendileri ya da başkaları için her çeşit usulsüz (yasadışı) kazanç elde etmeyi hedefleyen rüşvet veya her çeşit davranış biçimi olarak kabul edilmektedir. Özel Hukuk Sözleşmesinde ele alınan tanım ceza hukuku bağlamındaki yolsuzluk tanımından daha geniştir[25]. Bu itibarla Türkiye de GRECO tavsiyelerini kavramı doğru algılayarak hayata geçirmeli ve sadece kural koymakla yetinmeyerek etkili uygulamasını da gerçekleştirmelidir.

3.1. Adli işbirliği

Bu bağlamda Türkiye, vize serbestisi prosedürü çerçevesinde cezai meselelerde adli işbirliği ile doğrudan ya da dolaylı ilgisi olan Avrupa Konseyi ve diğer uluslararası sözleşmeleri imzalamayı ve onaylamayı taahhüt etmiştir.

Komisyon Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair 1980 Sözleşmesi’nin[26] uygulamasında gecikmeler olduğunu, bu gecikmelerin önlenmesine yönelik etkin tedbirlerin alınmasını ve ayrıca Türkiye’nin 1996 ve 2007 Lahey Sözleşmelerine taraf olmasını tavsiye etmiştir[27]. 1996 Lahey Sözleşmesi Çocukların Korunmasına İlişkin Tedbirler ve Ebeveyn Sorumluluğuna İlişkin İşbirliği, Mahkemelerin Yetkisi, Uygulanacak Hukuk, Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi ile ilgilidir[28]. 2007 Lahey Sözleşmesi ise Uluslararası Çocuk Desteği ve diğer Nafaka Biçimlerinin Tahsiline ilişkindir[29].

Komisyon ayrıca Türk ceza hukuku sisteminin iyileştirilmesi çalışmalarına devam edilmesi, yargı bağımsızlığı ve usulüne ilişkin hukukun korunarak AB ve Avrupa standartlarıyla uyumun artması ve Kıbrıs Cumhuriyeti de dahil olmak üzere bazı AB üye ülkelerine uygulanan ayrımcılığın sona erdirilmesini tavsiye etmiştir38.

3.2. verilerin korunması

Türkiye Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tâbi Tutulması Karşısında Bireylerin Kişisel Verilerinin Korunmasına İlişkin 1981 tarihli Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve 181 nolu ilgili Protokolüonaylamalı ve uygulamalıdır.

Türkiye ayrıca AB müktesebatına uyumlu şekilde kişisel verilerin korunmasına ilişkin-özellikle yetkili kurumların bağımsızlığı ile ilgili konularda- hukuki düzenlemeler yapmalı ve uygulamalıdır.

4.     Temel haklar

Bu bölümde Türk vatandaşlarının serbest dolaşımı başlığı altında Türkiye’den, cinsel yönelim, yaş, engellilik, doğum, servet, ulusal bir azınlığa mensubiyet, siyasal veya diğer düşünceler, din veya inanç, dil, kalıtsal özellikler, etnik veya toplumsal köken, renk, ırk, cinsiyet gibi ayrımcılıklarla vatandaşlarının serbest dolaşımını haksız kısıtlamalara tâbi tutmaması talep edilmektedir.

4.1. vatandaşların hakları ve azınlıklara saygı ve koruma

Türkiye’den talep edilen hususlardan biri de Romanların kimlik kartı alma, ev sahibi olma, istihdam ve toplumsal yaşama katılma ile ilgili zorluklar ve ayrıca eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimde ayrımcılık, marjinalleştirme ve toplumsal dışlanma karşıtı politikalar üretilmesi ve uygulanmasıdır.

Yol Haritasında Türkiye AB ile üyelik müzakerelerinin başladığını ve siyasal kriteri başarılı bir şekilde yerine getirdiğini dolayısıyla bu başlığın vize diyaloğu ile doğrudan bağlantısının olmadığı itirazında bulunmuştur.

Gerçekten Türk vatandaşlarının Türkiye’deki hakları ile azınlıkların korunması başlığının AB’ye vizesiz seyahat şartlarıyla doğrudan bir ilgisi yoktur. Belki AB Türkiye içinde seyahat serbestisi olmayan Türk vatandaşlarının AB’ye serbestçe girmesini doğru bulmadığı için dolaylı olarak konuyla bir bağlantı kurmuş olabilir. Ancak Türk vatandaşlarının Türkiye içinde hiçbir ayrıma tâbi tutulmaksızın serbestçe dolaşabilecekleri Anayasanın garantisi altındadır (Anayasa m. 23).

Diğer taraftan azınlıkların korunması başlığı altında Romanlardan bahsedilmesine Türkiye, Yol Haritasında itiraz etmiş ve bu hususun Lozan Antlaşmasındaki azınlık tanımı ile çeliştiğini vurgulamıştır. Türkiye’nin AB’ye bir kez daha Lozan Antlaşmasındaki azınlık tanımını hatırlatmasının ileriye dönük çalışmalarda etkinliği şüphelidir. Zira AB Lozan Antlaşmasına göre sadece gayrimüslimlerin (ve aynı antlaşmaya göre bir AB üyesi ülke olan Yunanistan’da da Müslümanların) azınlık olarak kabul edildiğini bilmesine rağmen, ilerleme raporlarında Kürtler ve Alevilerden azınlık olarak bahsetmiştir. Vize serbestisi diyaloğunda da bu kez Romanlar azınlık başlığı altında zikredilmiştir.

Türk hukukunda azınlık kavramı Lozan Antlaşması ile belirlenmiş[30] ve Müslümanlar etnik kökeni ne olursa olsun azınlık olarak kabul edilmemiştir. Yine Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında belirtilen temel haklar vatandaş yabancı ayrımı olmaksızın herkes için geçerlidir. Türk kavramı Anayasa m. 66/I uyarınca TC vatandaşı olarak tanımlanmış[31] ve vatandaşlık haklarından yararlanmada etnik köken, inanç, mezhep veya sosyal sınıflar arasında bir ayrım yapılmayacağı garanti altına alınmıştır[32].

Uygulamadaki ayrımcılık ve eşitsizlikler her şeyden önce Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına ve ulus devlet olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş felsefesine aykırıdır. Bu itibarla Romanlar başta olmak üzere hiçbir gruba ayrım yapılmaksızın vatandaşlık haklarından yararlandırılması, AB’ye tam üyelik olsun olmasın, AB’ye giriş vizeye tâbi olsun olmasın Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel görevidir.

Nihai hükümler

Açıklamalı Yol Haritasında talep edilen reformlar Türkiye tarafından yapıldığı ve etkili bir biçimde uygulandığı takdirde vize yükümlülüğünün kaldırılabileceği belirtilmiştir[33]. Dolayısıyla bütün reformlar istisnasız gerçekleşse bile AB, 539/201 nolu Tüzüğü değiştirerek, Türk vatandaşlarına vizesiz seyahat imkânı getireceğini taahhüt etmemiştir.

Sonuç

Geri Kabul Anlaşmasının karşılığı elde edilen bir hak olarak kamuya yansıtılan ve Ekim 2016’da gerçekleşeceği ileri sürülen vizesiz AB’ye seyahat hakkı yukarıda bazı şartlarını incelediğimiz Yol Haritasında talep edilen reformların tam ve etkili uygulaması neticesinde AB tarafından değerlendirilecektir. GKA’nın tam ve etkili uygulaması hiçbir biçimde vize serbestliği için yeterli değildir; sadece talep edilen hususlardan biridir.

Diğer 72 şart Yol Haritasında belirlenmiştir. Türkiye’nin bazı çekinceleri Açıklamalı Yol Haritasında yer almaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki söz konusu Yol Haritası bir anlaşma değildir ve tüm koşullar yerine getirildiğinde dahi AB tarafı için bir yükümlülük öngörmemektedir[34]. Diğer yandan bu 72 şartın tümünü Ekim 2016’ya kadar yerine getirmek çok güçtür. Türkiye’nin koyduğu çekinceler o konuda Türkiye’nin anlayışının ve yorumunun farklı olduğuna işaret etmektedir. Ancak bu çekincelerin talep edilen reformların gerçekleşme biçimlerini değerlendirmede nasıl bir etki yaratacağı AB tarafının tutumuna bağlı olacaktır.

Günümüzde Suriyeli sığınmacılar ve düzensiz göçmen meselesi Avrupa Birliği için en öncelikli mesele olmaktadır. Güvenlik gerekçesiyle AB etrafına duvarlar örmektedir. Türkiye ile yaptığı geri kabul anlaşması bu yöndeki önemli adımlardan biridir. Türkiye üzerinden AB’ye giren yasadışı göçmenler Türkiye’ye iade edilecektir. Türkiye’nin BM Mültecilerle ilgili Cenevre Sözleşmesine koyduğu çekincenin kaldırılması talebi ile özellikle Suriyelilerin Türkiye’de mülteci statüsüyle kalmaları ve AB’ye iltica etmeleri önlenmek istenmektedir. Dolayısıyla Türkiye hem düzensiz göçmenler hem de mülteciler için depo ülke olarak AB’nin sınırlarını koruyacak, güvenlik duvarlarını sağlamlaştıracaktır. Güvenliğin bu derece önem kazandığı bir dönemde Türk vatandaşlarının AB’ye vizesiz seyahat edebilmesi iddia edildiği kadar kolay görünmemektedir.

 



[1] Marmara Üiversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Özel Hukuk Anabilim Dalı Başkanı

[2] RG. 1.12.1961-19972. EuropeanAgreement on RegulationsGoverningtheMovement Of PersonsbetweenMemberStates of theCouncil of Europe. İngilizce metin için bkz. www. uhdigm.adalet.gov.tr (05.01.2016)

[3] Bkz. ÖZTAN, Işıl: “Türk vatandaşlarının Avrupa Ülkelerine Giriş Hakkı ve Vize Sorunu” Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, c. 9 Özel Sayı: 2007, s. 412. Diğer ülkeler için bkz. id. s. 410 dn. 10; 427.

[4] Id. s. 428.

[5] Alman Hukuk Profesörü Schmidt , 1981 yılında Federal Almanya Dışişleri Bakanına gönderdiği mektupta NATO’ya dahil bir ülke olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vize uygulanmasının “rencide edici bir ayrımcılık” olduğunu belirtmiş ve vize uygulama-

[6] www.sabah.com.tr (16.12.2013)

[7] www.milliyet.com.tr (11.12.2015); www.hurriyet.com.tr (11.12.2015)

[8] Bkz. First Meeting of the EU-Turkey VisaLiberalizationDialogueAgreedMinuteswww. mfa.gov.tr/data/agreed%20minutes%20annotated%20roadmap.pdf (25.12.2015)

[9] Türkiye Anayasaya göre Türk vatandaşlarının ülkeye kabulüne engel olmadığını ancak üye ülkelerde hukuki prosedürleri başlatmış Türk vatandaşları için geri kabulün ancak bütün itiraz yolları tüketildikten sonra gerçekleşeceğini vurgulamıştır. Bkz. AnnotatedRoadmapTowards  a Visa-FreeRegimewithTurkey (REV. I) 12 July 2013. ec.europa.eu/ dgs/home-affairs/what-is-new/news/docs/20131216-roadmap_towards_the_visa-free_ regime_with_turkey_en.pdf (25.12.2015)

[10] Raporun İKV tarafından yapılan resmi olmayan çevirisi için bkz. www.ikv.org.tr (25.12.2015)

[11] Rapor (dn. 13) s. 4. Belgelerle ilgili diğer değerlendirmeler için bkz. id. s. 5 vd. 16 Rapor (dn. 13) s. 12.

[12] Id. s. 17.

[13] RG. 5.09.1961-10898.  Sözleşme metni için bkz. www.goc.gov.tr/files/files/multecilerinhukukidurumunailiskinsozlesme.pdf (25.12.2015)

[14] RG. 11.04.2013-28615. Kanun metni için ayrıca bkz. ÖZEL/ERKAN/PÜRSELİM: Milletlerarası Özel Hukuk Mevzuatı, İstanbul 2015, s. 295 vd.

[15] Rapor (dn. 13) s. 19.

[16] Id. s. 20.

[17] Id. s. 23.

[18] Komisyonun belirlediği kriterlerin Eylem Planında yer alıp almadığı hususunda bkz. Ahmet Ceran: Zamana Karşı Yarış: Vize Serbestliği Yolunda Türkiye’nin Uyum Sağlamakla Yükümlü Olduğu Uluslararası Düzenlemeler/AB Mevzuatı (İKV Değerlendirme notu) www.ikv.gov.tr (25.12.2015)

[19] Rapor (dn. 13) s. 29. Komisyon GRECO tavsiyelerinin sadece bir bölümünün dikkate alındığını dolayısıyla kriterin bir bölümünün karşılandığını değerlendirmektedir (id. s. 29).

[20] Bkz. www.coe.int/t/dghl/monitoring/greco/evaluations/index_en.asp (07.01.2016) 26 Yolsuzluğa karşı devletler grubu.

[21] GRECO hakkında bkz. www.coe.int/t/dghl/monitoring/greco/general/3%20what%20 GRECO_en.asp (07.01.2016)

[22] CriminalLawConvention on Corruption (ETS 173) Bkz. www.coe.int/en/web/conventions/full-list/-/conventions/treaty/173 (07.01.2016)

[23] CivilLawConvention on Corruption (ETS no 174) Bkz. www.coe.int/en/web/conventions/ full-list/-/conventions/treaty/174 (07.01.2016) 30 Bkz. dn. 27.

[24] İngilizce corruption sözcüğü Türkçeye yolsuzluk, yozlaşma, doğru yoldan sapma, rüşvet, ayartma, namussuzluk, çürüme, fesat, ahlaksızlık, yiyicilik, irtikap, görevi kötüye kullanma, bozukluk olarak çevrilmektedir. Bkz. www.tureng.com (09.01.2016). En genel ifadesi ile yolsuzluk olarak ifade edilmektedir. Yolsuzluk Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre bir görevi, bir yetkiyi kötüye kullanma anlamına gelmektedir. Sözlük kavramın üç anlamından birini  (diğer ikisi  yolsuz olma ve parasızlık) görevi kötüye kullanma olarak belirlemiş; ancak bunun neleri kapsayabileceği açıklamasında bulunmamıştır. www.tdk.gov.tr (09.01.2016) 32 Bkz. dn. 28.

[25] ExplanatoryReport_ETS 174, pr. 28 vd. (Bkz. dn. 28).

[26] RG. 15.2.2000-23965. Sözleşme metni için ayrıca bkz. ÖZEL/ERKAN/PÜRSELİM: Milletlerarası Özel Hukuk Mevzuatı, İstanbul 2015, s. 1001 vd.

[27] Rapor (dn. 13) s. 31.

[28] Sözleşmenin İngilizce metni için bkz. http://www.hcch.net/en/instruments/conventions/ full-text/?cid=70 (09.01.2016)

[29] Sözleşmenin İngilizce metni için bkz. http://www.hcch.net/en/instruments/conventions/ full-text/?cid=131(09.01.2016) 38 Rapor (dn. 13) s. 32.

[30] Bkz. ÖZEL, Sibel: Lozan Müzakerelerinde Azınlık Meselesi, Dünden Bugüne LozanMontrö ve Türk Boğazları, İstanbul Barosu Yayınları, 2009, s. 65-81.

[31] Bkz. ÖZEL, Sibel: “Anayasa m. 66/I Hükmünde Yer Alan Türk Tanımı Üzerine Bir Değerlendirme” İstanbul Barosu Dergisi, c. 86, S. 6 (Kasım-Aralık) 2012, s. 40-59.

[32] Anayasa m. 10/son. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.

[33] …obligationmay be lifted.

[34] Geri Kabul Anlaşmasında da konuya ilişkin bir hüküm yoktur. Vize Politikası Alanında İşbirliği Hakkında Ortak Beyan başlığında taraflar vize politikası alanında ve ilgili alanlarda işbirliklerini güçlendirirler ibaresi yer almaktadır.

 

 

 

 

Hit: 2963