20 Haziran Dünya Mülteciler Günü Basın Açıklamamız

20 Haziran Dünya Mülteciler Günü Basın Açıklamamız

Küresel bir insani kriz haline gelen mültecilik meselesi zalim devletler, diktatör rejimler, savaşlar ve doğal afetler nedeniyle son yıllarda büyük artış gösterdi. Dünya nüfusunun bir bölümü her gün, her dakika, her saniye içerisinde mülteci konumuna geliyor, çünkü mülteciliği doğuran sebepler artıyor.

Dünyanın bir kısmında özgürlükler, diğer bir kısmında savaşlar çoğalıyor. Dünyanın bir kısmında tüketim çılgınlığı yaşanırken, diğer kısmında kıtlık çoğalıyor. Dünyanın bir kısmı refah içinde yüzerken, diğer kısmın acıları çoğalıyor.
Bugün Suriye, Irak, Filistin, Afganistan, Sudan, Arakan ve daha nice bölgelerde metrekare başına vicdanların kaldıramayacağı ağırlıkta zulüm düşüyor. İnsanlar zorla, baskıyla doğup büyüdükleri topraklardan sürgün ediliyor. Sadece gurbete sürülmekle kalmayıp kimi zaman bu çile yolunda eşini, çocuğunu, annesini, babasını kaybediyor. Tüm bu acıların üzerine bir tercih değil mecburiyet olan mültecilik konumundan dolayı sığınmak istedikleri kapılar yüzlerine çarpılıyor.

Bugün 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü. Dünyada Birleşmiş Milletler’in verilerine göre savaş, şiddet ve zulüm nedeniyle zorla yerinden edilen kişilerin sayısının 68,5 milyonu aştı. Bu sayının 25,4 milyonunu mülteciler, 43,1 milyonunu ise ülke içinden yerinden edilmiş kişiler oluşturuyor. Mülteci konumuna düşenlerin yarısından fazlası Suriye, Afganistan, Somali, Irak, Sudan’dan geliyor. Bu ülkelerin tamamının yoksul ve savaş altındaki Müslüman ülkeler olması dikkat çekicidir. Yine mültecilerin yarıdan fazlasını çocuklar, kalanın çoğunluğunu da kadınlar oluşturmaktadır. Bu ise mülteci krizinin insani boyutunun ne kadar yüksek olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Refakatsiz çocukların kaybolduğu, insanların organ ve fuhuş mafyalarının elinde kurban edildiği bir insanlık dramı hepimizin gözleri önünde cereyan ediyor. Mülteci sayısı her geçen gün artarken onları istemeyen devletlerin sayısı da aynı oranda artış gösteriyor.

Yüzyıllar boyunca mazlumların sığınacak limanı pozisyonunda bulunan ülkemiz, yaklaşık 3,9 milyon kişiyle en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapmayı sürdürüyor. Ancak medya ve siyasetçilerin kullandığı nefret dili yine mazlum ve çaresiz mültecilere yönelik şiddet eylemlerini körüklüyor. Birlikte bir arada yaşama ve toplumsal uyumun sağlanması gerekirken, ırkçılığa varan söylem ve fiillerin cezasız kalması suça meyilli kişileri cesaretlendiriyor. Siyasi çıkarlar uğruna nefret söyleminin körüklendiği bir ortamda, medyanın da katkısı ile mülteciler istenmeyen kişiler ilan ediliyor. Savaştan, insan hakları ihlallerinden kaçan insanların ülkelerine geri dönmeleri talep ediliyor. Tüm bu yaklaşımların geçtiğimiz yıl Sakarya’da 9 aylık hamile Suriyeli Emani ve 1 yaşındaki oğlunun katledilmesine sebep olduğunu acı bir şekilde tecrübe etmiştik. Bu dehşet verici olayın üzerinden bir yıl gibi kısa bir zaman geçmeden yine aynı söylemler Bursa’da 18 yaşındaki Dima’nın 7 aylık bebeğinin yanında öldürülmesine neden oldu. Mültecileri ikinci sınıf insan görme, onlara karşı işlenilen suçların cezasız kalacağı düşüncesi her geçen gün yeni bir trajediye yol açıyor.

Kanun yapıcılar, siyasiler, bürokratlar, sivil toplum kuruluşları ve medya artık ülkemizin bir gerçeği haline gelen mültecilerin topluma uyumu için var gücüyle çalışmak durumundadır. Zaman savaştan, zulümden, insan hakları ihlallerinden kaçan mültecilerle dayanışma zamanıdır. Bütün toplumun, tek tek bireylerin, göç ve ilticanın suç olmadığını, mülteciliğin bir zorunluluk olduğunu anlaması gerekmektedir. Bütün devletlerin mültecilere kapılarını açma, insan onuruna, insan haklarına saygılı politikalar uygulama yükümlülüğü vardır. Devlet, toplum, medya, birey olarak bu durum karşısında hiç birimizin duyarsız kalmaması, sorumluluğu başkalarına yüklememesi, maliyet hesabı yapmaması gerekmektedir. Unutmamak gerekir ki Mülteci krizlerini, insanı değer olarak görerek yöneten anlayışlar her zaman kazanır.

Mülteciler her ne kadar dünyanın gündeminde olsa da, mahallemizde, iş yerimizde, okulumuzda oldukları halde pek de görmediğimiz, duymadığımız ve anlamadığımız kişiler olarak yanı başımızda bir hayat sürmeye çabalıyorlar. Ancak biz, mültecileri yardım edilecek zavallı insanlar olarak değil sadece savaş ve zulümden kaçmış sizler bizler gibi insanlar olarak görüyor ve onların da ürettikleri, kazandıkları, sıcak bir yuvaya, gelecekle ilgili umutlara sahip oldukları insana yakışır bir hayata kavuştuğu günleri görmeyi umut ediyoruz. Türkiye’de ve dünyanın dört bir yanında yerinden yurdundan olmuş tüm mülteci ve muhacirlerin başta yaşam hakkı ihlali olmak üzere korunmaları ve onurlu insanca yaşam ortamına kavuşabilmeleri için Türkiye’deki resmi sivil tüm ilgili kişi, kurum ve kuruluşlar ile İslam dünyasının liderlerini, kurumlarını, BMMYK başta olmak üzere uluslararası mekanizmaları görev ve sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyoruz.

Kamuoyuna saygıyla arz olunur.